KİTAP

İstanbul’da bir yalı: Leyla’nın Evi

6 Mart 2016
12822677_10207875915127385_823223921_o

Ev… Yuva. Doğduğumuz ya da çocukluğumuzu geçirdiğimiz ev neden bu kadar önemli ki bizim için? Orada yaşlılığımızı hayal ettiğimizden mi? Anılarımızı unutmaktan korktuğumuzdan mı? Sadece iyi zamanlarda değil zor günlerde de başımızı oraya soktuğumuz, sığındığımız için mi?Huzurla öleceğimizi hayal ettiğimiz, aramızda bağ olduğunu, her köşesini ezbere bildiğimiz ev, evimiz.

Ne olurdu bir gün aniden bize ait olan her şeyi tam oradan alamadan o evden çıkmak zorunda kalsaydık? Ne olurdu bir valize yıllarımızı sığdırmak zorunda kalsaydık? Her zaman bir parça bir şeylerin eksik kalacağını bilerek, anılarımızı yüz üstü bırakıyor olsaydık…

Yeni başlangıçlar için bazı olayların son bulması gerekir. Çünkü bazen zorunda kalmadan adım atmayız. Başımıza gelecekleri bilemeyiz. İyi veya kötü, güzel veya berbat. Yeteri kadar cesaretli olamayız.

12171339_10207875917327440_1068976453_o

Bu kitap İstanbul’da olduğum bir dönemde arkadaşımın tavsiyesiyle tanıştığım bir kitap. İyi ki de tanışmışım. Çünkü her bir kitap benim için yeni bir arkadaş gibidir. Hayata farklı gözlerden bakan bir çift pencere. Üstelik Zülfü Livaneli’nin penceresi, kalemi beni her zaman cezbetmiştir. “Arafatta Bir Çocuk”, “Mutluluk” ve “Serenad” kitaplarını da okumuş çok sevmiştim. Olayları anlatışı, üzerinde durduğu nüanslar ya da hafif hafif tarih bilimine dokunması… Hepsi de benim kitabı üç veya dört günde bitirmeme sebep oluyorlar…

Bu kitapta Leyla baş karakter. Artık yaşı ilerlemiş olmasına rağmen aklı yerinde, yıllar boyu yalnız başa çıkmış hayatla. Üstelik Bosnalıların torunu. Bir paşa torunu. Osmanlı’nın son dönemlerini görmüş, görmüş geçirmiş diyeceğimiz bir tip. Fransızca, Almanca bilen, piyano çalan, dünya edebiyatından haberi olan bir tip. Yalnız bilgisi sadece kitaplardan, müziklerden. Değerli ancak teorik çünkü o “o evden” doğduğu, büyüdüğü, eğitimini aldığı yalının içinden hiç çıkmamıştı. Onun yuvası orası. Ne var ki yalı gelen yıllarda el değiştirmiş ve eski değerleri artık değerli bulmayan bencil günümüz insanının eline geçmiş. Ve Leyla yuvasından uzaklaşmak zorunda kalmış.

Hayatının hiçbir döneminde bunu yaşayacağını bile düşünmemiş olan Leyla bambaşka bir deneyimin içinde bulur kendini. Çocukluğundan tanıdığı bir gencin evinde misafir olur ve onun Almanya göçmeni asi ruhlu genç sevgilisiyle tanışır. İşte bu üçlü bize İstanbul’un mozaiğinden bir parçayı gösterir.

Bir tarafta Osmanlı’nın izini taşıyan tarih yüklü Bosphoros, bir yanda dünyanın her yerinden gelen çeşit çeşit insanlar, arada kalmış geçim derdi çeken İstanbul’da yaşayıp daha boğazı görmemiş olanlar ve aynı şehirde yaşadığı bu insanların varlığından bile haberi olmayan aşırı zengin üst tabakadan kimseler.

Günümüzün arada kalmışlığını ve başka hayatlardan habersizliğini çok iyi biçimde işleyen bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim!

You Might Also Like

Yorum Yok

Cevap Yaz